Almanya’daki Şirkete Türkiye’deki Şubesinin Kazançlarının Aktarılmasında Vergilendirme

Kategori: Sirküler
Konu :  Almanya’daki Şirkete Türkiye’deki Şubesinin Kazançlarının Aktarılmasında Vergilendirme

Dünyanın en büyük üçüncü ekonomisine sahip Almanya, Avrupa Birliğinin ekonomik başkenti olarak yabancı yatırımcıların dünyada şirket kurmak istedikleri ülkelerin başında gelmektedir. Türkiyeli iş insalarında da Almanya’da şirket kurmak konusunda son dönemde belirgin bir çabanın olduğunu gözlemlemekteyiz. Girişimcilerimiz markalarını, şirketlerini, gelirlerini, karlarını büyütmek ve küresel iş yapma vizyonu ve deneyimi kazanmak istemektedirler. Bu süreç içinde bazı vergisel konularla karşı karşıya gelmektedirler. Merkezi Almanya’da bulunan bir şirketin Türkiye’deki şubesinin kazançlarının Almanya’daki merkez şirkete aktarılması esnasında vergilendirmenin nasıl olacağı sorusu da bunlardan biridir. Bu yazıda Gelir İdaresi Başkanlığına sorulan bir soruya Başkanlığın özelgeyle verdiği kapsamlı cevabı paylaşıyoruz.

Özelgenin Sorusu

 49327596-125.30[KVK.2016.ÖZ.48] – 109907 Tarih: 13.07.2020 özelge talep formunuzda Şirketinizin merkezinin Almanya’da bulunduğu ve Türkiye de yürüyen merdivenlerin elektronik aksamlarını üreten Türkiye Şubesi olarak faaliyet gösterdiğiniz belirtilerek, Türkiye şubesinden elde ettiğiniz kazançların ana merkeze aktarılması halinde vergilendirmenin nasıl olacağı hususunda Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

1- Kurumlar Vergisi Kanunu Yönünden Değerlendirme

5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 3.üncü maddesinin ikinci fıkrasında, Kanunun 1 inci maddesinde sayılı kurumlardan kanuni ve iş merkezlerinden her ikisi de Türkiye içinde bulunmayanların, yalnız Türkiye’de elde ettikleri kazançları üzerinden vergilendirileceği; üçüncü fıkrasında, dar mükellefiyette kurum kazancının hangi gelir unsurlarından oluştuğu sayılarak (a) bendinde Türkiye’de Vergi Usul Kanunu hükümlerine uygun işyeri olan veya daimi temsilci bulunduran yabancı kurumlar tarafından bu yerlerde veya bu temsilciler vasıtasıyla yapılan işlerden elde edilen ticari kazançların, (d) bendinde ise Türkiye’de elde edilen menkul sermaye iratlarının kurum kazancı olarak vergilendirileceği; dördüncü fıkrasında ise bu maddede belirtilen kazanç ve iratlar ile gelir unsurlarının Türkiye’de elde edilmesi konusunda Gelir Vergisi Kanununun ilgili hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 7.nci maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendine göre, dar mükellefiyete tabi kimseler bakımından menkul sermaye iratlarının Türkiye’de elde edilmiş sayılması için sermayenin Türkiye’de yatırılmış olması gerekmektedir.

Aynı Kanunun 75.inci maddesinin ikinci fıkrasının (4) numaralı bendinde de, kaynağı ne olursa olsun Kurumlar Vergisi Kanunu uyarınca yıllık veya özel beyanname veren dar mükellef kurumların, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısmı menkul sermaye iradı olarak tanımlanmıştır.

Öte yandan, Kurumlar Vergisi Kanununun 30 uncu maddesinde, dar mükellefiyete tabi kurumların maddede sayılan kazanç ve iratları üzerinden, bu kazanç ve iratları avanslar da dahil olmak üzere nakden veya hesaben ödeyen veya tahakkuk ettirenler tarafından kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmış olup, aynı maddenin altıncı fıkrasında ise yıllık veya özel beyanname veren dar mükellef kurumların, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısımdan ana merkeze aktardıkları tutar üzerinden, kurum bünyesinde %15 oranında kurumlar vergisi kesintisi yapılacağı hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin “5.12.3.5.1. Kâr paylarının dağıtılması halinde vergi kesintisi” başlıklı bölümünde;

Serbest Bölgeler Kanununun geçici 3’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendindeki istisna hükmünün, kâr dağıtımına bağlı olarak yapılacak vergi kesintisine etkisi bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, serbest bölgelerde faaliyette bulunan kurumlar vergisi mükelleflerinin, bu bölgelerde elde ettikleri kazançları dağıtmaları halinde, dağıtılan kâr payları üzerinden elde edenin hukuki niteliğine göre Gelir Vergisi Kanununun 94’üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendinin (b) alt bendi ile Kurumlar Vergisi Kanununun 15’inci maddesinin ikinci fıkrası ve 30’uncu maddesinin üçüncü ve altıncı fıkraları uyarınca vergi kesintisi yapmaları gerekmektedir.” açıklamalarına yer verilmiştir.

Buna göre, serbest bölgede faaliyet gösteren şirketiniz tarafından elde edilen kurum kazancının ana merkezinize aktarılan tutarları üzerinden Kurumlar Vergisi Kanununun 30.uncu maddesinin altıncı fıkrasına göre tevkifat yapmanız gerekmektedir.

2- Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması Yönünden Değerlendirme

Türkiye Cumhuriyeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme ve Vergi Kaçakçılığını Önleme Anlaşması’nın “Diğer Gelirler” başlıklı 21 inci maddesinin 2.nci fıkrasında; “… 2. 6 ncı maddenin 2 nci fıkrasında tanımlanan gayrimenkul varlıklardan elde edilen gelir hariç olmak üzere, bir Akit Devlet mukimi olan söz konusu gelirin lehdarı, diğer Akit Devlette yer alan bir işyeri vasıtasıyla ticari faaliyette bulunursa veya bu diğer devlette yer alan sabit bir yer vasıtasıyla serbest meslek faaliyetinde bulunursa ve gelirin ödendiği hak veya varlık ile bu işyeri veya sabit yer arasında etkin bir bağ bulunmaktaysa, bu gelire 1 inci fıkra hükümleri uygulanmayacaktır. Bu durumda, olayına göre 7.nci veya 14.üncü madde hükümleri uygulanacaktır.” hükmü yer almaktadır.

Anlaşmada açıkça kavranmayan gelirlerin vergilendirilmesinde, 21.inci madde hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir. Almanya mukimi şirketin, Türkiye’de bulunan şubesi vasıtasıyla ticari faaliyetini yürüttüğü anlaşılmaktadır. Şubenin ticari kazançlarının, Anlaşmanın 7.nci maddesi kapsamında Türkiye’de kurumlar vergisine tabi tutulduktan sonra kalan tutarın ana merkeze aktarılması sırasında vergilendirmenin ne şekilde yapılacağı yönünde Anlaşmanın önceki maddelerinde açıkça bir düzenleme yer almadığından, bu husus yukarıda bahsedilen 2.inci fıkra kapsamında değerlendirilecektir.

Almanya’da mukim şirketin Türkiye’deki şubesinin kazançlarının kurumlar vergisine tabi tutulduktan sonra kalan tutarın ana merkeze aktarılmasına bağlı olarak bu gelirlerin lehdarı olacağı ve bu gelirlerin de Türkiye’deki işyeri ile etkin bağının olduğu dikkate alındığında 21 inci maddenin 2 nci fıkrası ve bu fıkranın gönderme yaptığı 7 nci madde kapsamında Türkiye’nin kurumlar vergisi yanı sıra ayrıca iç mevzuatımız çerçevesinde bir vergilendirme hakkı bulunmaktadır.

Diğer taraftan, Anlaşmanın “Ayrım Yapılmaması” başlıklı 23. maddesinin 3.üncü fıkrasında ise; “3. Bir Akit Devlet teşebbüsünün diğer Akit Devlette sahip olduğu işyerinin bu Devlette vergilendirilmesi, bu diğer Devletin aynı faaliyetleri yürüten teşebbüslerinin tabi olduğu vergilemeye göre daha az lehe olmayacaktır. Bu hüküm, bir Akit Devletin sadece kendi mukimlerine şahsi veya ailevi durumları dolayısıyla, vergileme amaçları bakımından uyguladığı şahsi indirimleri, vergi ve matrah indirimlerini diğer Akit Devlet mukimlerine de uygulamak zorunda olduğu yönünde anlaşılmayacaktır. …” hükmü yer almaktadır.

Anlaşmanın 23’üncü maddesinde yer verilen bu düzenleme ile bir devletin teşebbüslerinin, diğer devlette, bu diğer devletin teşebbüslerinden aynı koşullarda karşılaştıkları vergilemeden ve buna bağlı mükellefiyetlerden daha ağır bir vergilemeye tabi tutulmayacakları güvence altına alınmaktadır.

Anlaşmanın 10’uncu maddesinin 2/a bendi hükmü dikkate alındığında Türkiye’de mukim olan bir şirketin, kendisinin en az %25 sermaye payına sahip Almanya’da mukim gerçek lehdarlara yapılacak temettü ödemelerinde Türkiye’nin en fazla %5 vergi alma hakkının bulunduğu görülmektedir.

Bu hükümler çerçevesinde, Almanya mukimi şirketin, Türkiye’de bulunan şubesinin tamamına sahip olduğu dikkate alındığında Türkiye’de bulunan şubenin, indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancından, hesaplanan kurumlar vergisi düşüldükten sonra kalan kısımdan ana merkeze aktarılan tutar üzerinden Türkiye’de yapılacak vergilemede, iç mevzuatımızdaki % 15 oranı yerine % 5 oranının dikkate alınması gerekmektedir.

Anlaşma hükümlerinin iç mevzuata göre değişiklik getirdiği durumlarda, Anlaşma hükümlerinden yararlanabilmek için adı geçen Almanya mukimi şirketin Almanya’da tam mükellef olduğunu ve tüm dünya kazançları üzerinden bu ülkede vergilendirildiğini Almanya yetkili makamlarından alınacak bir belge ile kanıtlaması ve bu belgenin aslı ile noterce veya bu ülkelerdeki Türk Konsolosluklarınca tasdik edilen Türkçe tercümesinin bir örneğinin vergi sorumlularına veya ilgili vergi dairesine ibraz etmesi gerekmektedir.

Yorum Yap